Soli Sol Soli, The Source of Cosmic Energy, The Only Beauty of Universe

Wednesday, February 15, 2006

Mirabeau Köprüsü

Seine akıyor Mirabeau Köprüsünün altından
Ve şu bizim aşkımız
Olur mu durasın şimdi anımsamadan
Sevincin geldiğini ancak acının ardından
Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde
Yüz yüze duralım böyle elin elimde kalsın
Ve aksın dursun
Sonsuz bakışlar dalgalar yorgun argın
Köprüsü altından kollarımızın
Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde
Aşklar akıp gidiyor şu akarsu gibi
Akıp gidiyor aşklar
Hayat öyle durgun öyle yavaş ki
Ve umut nasıl zorlu nasıl depdeli
Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde
Günler geçiyor günler haftalar yaman
Ve dönmüyor geri
Ne çıkıp giden aşklar ne geçen zaman
Seine akıyor
Mirabeau Köprüsünün altından
Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde
G.A

Tired with all these, for restful death I cry,
As, to behold desert a beggar born,
And needy nothing trimm'd in jollity,
And purest faith unhappily forsworn,
And guilded honour shamefully misplaced,
And maiden virtue rudely strumpeted,
And right perfection wrongfully disgraced,
And strength by limping sway disabled,
And art made tongue-tied by authority,
And folly doctor-like controlling skill,
And simple truth miscall'd simplicity,
And captive good attending captain ill:
Tired with all these, from these would I be gone,
Save that, to die, I leave my love alone.

W.S

Friday, February 10, 2006

Umutsuz Bir Şarkı

Çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden.Denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.Terk edilmiş, gün batımındaki rıhtımlar gibi.Ayrılık saati bu, ey terk edilmiş!Yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.Ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.Sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.Yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.Bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.Deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!Saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.Deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.Uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey!Kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.Kayıp keşif, sende battı her şey!Sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya, kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey!İttim gölge duvarını geriye,arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.Ah, ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.İçine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibive tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.Oradaydı adaların kara yalnızlığı,orada sevda kadını, sardı kolların beni.Susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.Acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.Ah kadın, bilmem nasıl erittin beniruhumun toprağında, kollarının arasında!Ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!Ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.Öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarınınyanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların. Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar, ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız. Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif, başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğumve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı seni yutmayan.Yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.Dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.Çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.Ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.Solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,kayıp kaşif, sende battı her şey!Ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.Gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.Sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.Yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.Terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.Titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.Ah, her şeyden uzak. Her şeyden uzak.Ayrılık saati bu. Ey terk edilmiş!
Neruda...