Soli Sol Soli, The Source of Cosmic Energy, The Only Beauty of Universe

Saturday, July 24, 2010

Olur ya hayat bu
Her yerde yaşanır
Hava var nasıl olsa
Su da var
yiyecek bir şey mutlaka bulunur
Mekan yer yüzü olunca...
A.E

Thursday, July 22, 2010

Bir nehir ki ömrüm
Taşır bin yıllık kavgasını
Yurtsuz aşklarımın

Bir nehir ki ömrüm
Yüreğim baş eğmez bir haylaz

Bir nehir ki ömrüm
Buzun ateşe değdiği zaman
Terin toprağa
Gülün yaprağa
Işığın suya değdiği zaman
Dudaklarım gözlerinde
Aşkı içeceğiz...

Monday, July 19, 2010

Sonra fark ettim ki; su akıyor,rüzgar esiyor,yağmur yağıyor...

Her şey yine ve aynı şekilde oluyor...

Öyle bir yere geldim ki; Sıcak ve soğuk, aşk ve nefret,savaş ve barış...
Üşümek ve sonra ısınmak gibi...

Gitsem ayrılık olur kalsam çöl...

Gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler...
Ama anladım ki; özlemden kimse ölmüyor,
Ama ben ölüyorum...

Nefes alıyorum,önemsiyorum ve gitmek istiyorum...

Anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor...

Sevdiklerim ve beni sevenler,
Bağışlayın...
Su akıyor ve ben gidiyorum...

Wednesday, July 14, 2010

Nel mezzo del cammin di nostra vita
mi ritrovai per una selva oscura
ché la diritta via era smarrita.
Ahi quanto a dir qual era è cosa dura
esta selva selvaggia e aspra e forte
che nel pensier rinova la pa
ura!
Dante

Thursday, July 01, 2010

Ruha gelince,
tanıyacaksa kendini,
bir başka ruhun
derinliklerine bakması gerek:
hem yabancı, hem düşman, aynada gördük onu.

İyi çocuklardı yoldaşlarımız, hiç yakınmıyorlardı
yorgunluktan, susuzluktan, soğuktan,
ağaçlar ve dalgalar gibi dayanıklıydılar
rüzgârla yağmuru kabul eden,
geceyle güneşi,
onca değişim içinde hiç değişmeden.
İyi insanlardı, günlerce başlarını eğip
hep birden soluyarak
küreklerde ter döktüler,
kanlarıyla kızardı uysal derileri.
Kimi zaman türküye durdular, başlarını eğip
hint incirlerinin bittiği ıssız adadan geçerken,
köpeklerin havladığı burnun ötesinde,
batan güne doğru.
Kendini tanıyacaksa ruh, diyorlardı,
bir başka ruhun derinliklerine bakması gerek
Ve kürekler vuruyordu denizin yaldızına gün batarken.

Nice burunlar geçtik, nice adalar,
deniz bir başka denize karışıyordu,
martıları, ayı balıkları başka.
Gün oldu, mutsuz kadınlar yas içinde
dönmeyen çocuklarına ağladılar,
öfkeyle Büyük İskender'i sordu başkaları
ve Asya'nın derinliklerine gömülen kahramanlıkları.
Gecenin kokularıyla yoğun kıyılara demirledik gemiyi,
kuş cıvıltıları, suları elimizde büyük bir mutluluğun
anısını bırakan.
Ama hiç sonu gelmiyordu bu yolculukların.
Ruhları bir olmuştu küreklerle, ıskarmozlarla,
asık yüzlü pruvasıyla geminin,
dümen suyuyla bir,
yüzlerinin görüntüsünü kıran sularla bir.
Birer birer öldüler
başları eğik yoldaşlarımız.
Kürekleri belirtisi kıyıda yattıkları toprağın.

Kimseler yok adlarını anacak.
Alın yazısı...
Y.G.